Tiyatroyu Yazan Kişiye Ne Denir? Bir Sahnenin Arkasında
Bursa’dan Kayseri’ye taşınalı çok olmadı. Şehir değişti, işler değişti, hayatımda pek çok şey değişti. Ama bir şey hiç değişmedi: Tiyatroyu yazan kişiye duyduğum hayranlık. Herkesin bir rolü vardır ya, sahnede ya da sahne dışında… Peki, tiyatroyu yazan kişiye ne denir? Bu soruyu düşündüğümde, birden aklıma eski bir anı geldi. O an, sahnenin ardında, karanlık bir köşede, hayal kırıklığı ve umut arasında gidip gelerek yazdığım bir gecede belirdi. O anı hatırladıkça, hala içimi bir sıcaklık sarıyor.
Hayal Kırıklığı: İlk Kez Tiyatro Yazmaya Başlamak
Geçen yıl Kayseri’de bir tiyatro grubuyla çalışmaya başladım. Beni en çok etkileyen şey, o grubun hem birbirine bağlı hem de bir o kadar da zor bir yolculukta olmalarıydı. Hep birlikte bir oyun yazma sürecine başladık. Yavaşça, ana karakterin ilk cümlesini yazmak için kalemi kağıda koyduğum o anı hatırlıyorum. Düşündüm; “Bunu kim yazacak?” Tiyatro yazmanın ne kadar zor bir şey olduğunu bir kez daha hissettim. Her şeyin titizlikle kurgulandığı, her karakterin hayatına dair bir hikayenin bulunması gereken, yeri geldiğinde gözyaşı dökebilecek bir dünyaydı bu.
Bir süre sonra, grup üyeleri aramızda “yazar” dediğimizde, o kadar çok farklı anlam çıkmaya başladı ki. Kimi yazar olmak istiyordu, kimi ise sadece “yazar” olarak anılmanın hayalini kuruyordu. Ama ben ne kadar uğraşsam da içimdeki o kelimeler bir türlü dökülmüyordu. Yaşadıklarımı yazıp o sahnelerde görmek istiyordum. Ama öyle bir umutsuzluk vardı ki… Her kelimeyi yazarken bir başka kelime beni engelliyor gibi hissediyordum. Hayal kırıklığına uğramıştım, yazmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu ilk kez o zaman fark ettim.
Heyecan: “Yazar” Olmak
Bir gün, o sahnenin içindeki bir karakterin diyalogları aklıma takıldı. Bir de baktım ki o karakter, kendi yaşamımın bir parçasıydı. O an, hayatıma dair bir şeyin sahnede yansımasını gördüm. “Tiyatroyu yazan kişiye ne denir?” diye düşündüm. O zaman fark ettim ki, tiyatroyu yazan kişi, yazdığı her kelimenin altına kendi duygularını, hayallerini ve kırılganlıklarını koyan kişidir. Yazar, sadece bir hikaye anlatıcısı değil, o hikayeyi içselleştiren bir yaratıcıdır. Sahneye çıkmaya, kelimelere hayat vermeye çalışan kişidir. O an, bütün o hayal kırıklığı, kaygılar, korkular ve endişeler bir kenara bıraktı ve yazmaya başladım.
Kayseri’deki tiyatro grubumla birlikte, oyun yazma süreci biraz daha hızlandı. Gerçekten de, her cümlede, her diyalogda bir ruh aradım. Bir karakterin sadece söyledikleri değil, söylediklerinin ardında sakladığı duygular da önemlidir. Benim için tiyatro yazmak, hayatımda en çok kendimi bulduğum an oldu. Hem yazdıkça daha fazla büyüdüm, hem de her sahnede yeni bir karakterin içine girdim.
Umut: Her Kelimenin Ardında Bir Hayat
Sonunda o ilk oyun yazıldı. Tiyatroyu yazan kişi olarak, ben değil, biz olduk. O günden sonra, tiyatronun sadece bir gösteri değil, insanların ruhuna dokunan bir yolculuk olduğunu fark ettim. Bir yazarın, bir tiyatro yazısının ardında neler hissettiğini, hayal kırıklıklarından umutlara nasıl geçtiğini anlamak, her şeyden daha değerliymiş. Bir karakteri yazarken bile, her duygunun, her hissin altında bir hayal var.
Tiyatro yazmak sadece sahneye çıkmakla bitmiyor. O yazdığın karakterlerin her biri birer parça, birer anı, birer hayaldir. Yazmanın gücü, kelimelerin nasıl şekil alıp, insanların kalbinde yankı bulduğundadır. Bugün Kayseri’de bir oyun sahneye konduğunda, o gün yaşadığım o ilk yazma heyecanını hatırlıyorum. O kadar çok şey öğreniyorum ki, bazen yazmak beni o kadar derinden etkiliyor ki, birkaç gün sonra o karakterler hala rüyalarıma giriyor.
Tiyatroyu yazan kişi, bir bakıma, herkesin duyduğu ama bazen dile getiremediği duyguları, kelimelere döken kişidir. Sahnedeki her hareket, her diyalog, yazarın içinde bulunduğu anı, ruh halini ve hayal kırıklıklarını yansıtır. Bunu her an, her gün görüyorum. Kayseri’de tiyatro yapmanın bir zorunluluk değil, bir hayat biçimi olduğunu keşfettim.
Sonuç: Bir Yazar, Bir Hayal
Tiyatroyu yazan kişiye ne denir sorusuna verilecek en güzel cevap, “Bir hayalci” olabilir. Çünkü tiyatro yazmak, hayal kurmaktan başka bir şey değildir. Kendi hayallerini, duygularını ve içindeki kırılganlıkları kelimelere döken kişidir. Bu süreçte, hem başkalarına hem de kendine bir şeyler öğretir. Tiyatronun sahnesinde, her karakter bir yazarın içindeki farklı bir yönü yansıtır.
Ve belki de, gerçek yazar, bir başkasının gözlerinden değil, önce kendi gözlerinden dünyayı görebilen kişidir. O yüzden tiyatro yazmak, sadece kelimeleri bir araya getirmek değil, o kelimelerle yaşamaktır. Tiyatroyu yazan kişiye ne denir? Bence bir yazar, bir düş kurucusu, bir hayalperest denir.